Altın Üçgen Oluşturmak

yazan ESDD

“Uzun yıllar Dornach’taki Goetheanum’da pedagoji bölümü yöneticisi olan Christof Wiechert’in, ‘Erziehungskunst’ Dergisinin Şubat 2015 sayısında çıkan bu makalesi, izniyle Bilge Ege Aybudak tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Christof Wiechert, zaman zaman gerginlikleri de olan bir ilişkinin biçimlendirilmesini kolaylaştıracak pratik öneriler sunuyor.

 

ALTIN ÜÇGEN OLUŞTURMAK  –  MERAK ve İLGİ KÖPRÜSÜ

Anne Babalar ile Öğretmenlerin İşbirliğine Dair

Christof Wiechert

 

Yıllar evvel doktor ve şifalı pedagoji uzmanı Bernard Lievegoed’e anne babalar ve öğretmenler arasında verimli bir işbirliğinin nasıl olabileceği sorulduğunda, meslektaşlarına “altın üçgen” den söz etmişti: Tepe noktasında öğrenciler, sağ altta öğretmenler ve sol altta da anne babalar bulunuyordu. Pedagojik açıdan verimli bir çalışma, ancak bu üçgenin her bir kenarının işlevini tam olarak yerine getirmesiyle mümkün olabilirdi. Bu bağlantılardan yalnızca birinin bozulması hâlinde, tüm pedagojik süreç zarar görürdü.

 

Okul ve eğitimle ilişkisi olan herkes, oluşturulan bu resmin doğruluğunu hemen anlayacaktır. Peki anne baba ve öğretmenler arasında yararlı bir etkileşim ve işbirliği oluşması için gerekli koşullar nelerdir? Şurası açık ki, anne babalar okulda ve derslerde olup bitenlerle ilgili olarak daima dolaylı yoldan bilgi alırlar. Bu yüzden açık kapı pedagojisi diyeceğimiz türden bir uygulama çok önemlidir. Anne babalar ve meslektaşlarımız her zaman önceden haber vermeden sınıfa gelebilir ve dersin bir kısmına katılabilirler. Hollanda okullarının bazılarında kapılar kelimenin tam anlamıyla açıktı. Okula uğrayan anne babalar, ders içerisindeki canlılığa dair bir izlenim edinmiş ve aynı anda ne kadar çok olayın üstesinden gelinmesi gerektiğini görmüşlerdi. Bu tür tecrübelerin güçlü etkileri oldu, anne babalar gerçekte neler yaşandığını bizzat görmüş oldular.

 

Peki, neden öğretmenler de derslerde birbirlerini ziyaret edemesinler? Neden bu basit intervizyon* yöntemini kullanıp meslektaşlarını karşılıklı gözlem yapmak üzere derslerine davet edemesinler? Ardından beraberce bir kahve içip birbirleriyle neyi neden o şekilde yaptıklarını konuşabilirler. Artık sınıf öğretmeninin yalnız, ulaşılamaz, sarayının kapalı kapıları ardında kalan ve her zaman haklı olan bir hükümdara benzediği o eski tablo geçerli değil. Kral öldü, yaşasın yeni kral! “Yeni” kral açık, şeffaf, eylemleri anlaşılabilir ve erişilebilir biri. Her şeyi yapmaya gücünün yetmediğinin ve her şeyi bilemeyeceğinin farkında, ancak eksik kaldığı noktada yardım alabileceğini de biliyor. Düzenli olarak haftada bir akşamın bir buçuk saatini anne babaların kullanabileceği bir görüşme saati olarak ayırır. Böyle bir görüşme şekli yüksek bir motivasyon gerektirmez ve gelip gelmeyeceğinizi önceden bildirmiş olmanız da şart değildir. Eğer gelen kimse olmazsa öğretmen bu süre içinde kendi hazırlıklarını yapabilir ya da ödev defterlerini düzeltebilir. Onun için anne babaların erişebileceği bir konumda olmak ve onlarla bir şeyler konuşabilmek muhteşem bir fırsattır.

 

“Yeni” kral, yılda üç kez büyük anne baba akşamları düzenler; bu görüşmeler yeterince erken bir vakitte duyurulmuş olur ve bütün anne babaların gelmesi beklenir. Sınıf anne babaları üzerinden bütün anne babalar gündeme alınacak konuları belirleyebilirler. Bu tür bir buluşmada öğretmen, anne babalardan öğrencilerin durumları hakkında bilgi alır. Kendisi de çocukların çizimleri ya da resimleri aracılığıyla her bir çocuk ve öğrenci hakkında herkesin ilgisini çekebilecek birer gelişim tablosu oluşturur. Tabloda hiçbir şey gözden kaçırılmamıştır ve tabii ki tablo olumsuzluklarla yüklü değildir. Ardından öğretmen önceki ayların öğrenme hedeflerine nasıl ulaşıldığını ve gelecek aylarda hangilerine ulaşılacağını anlatır. Örneğin sınıf gezilerinin anne baba akşamlarında ana konu olması zaman kaybı olacaktır. Bu konu daha farklı bir platformda, örneğin yazılı olarak ya da e-posta yoluyla halledilebilir. Tabii ki sorunlar da bu görüşmelerin konusu değildir. Eğer ortada bir sorun varsa, bu taraflar arasında, küçük gruplar içinde çözümlenir. Herhangi bir sorunun konuşulup tartışılması için sınıftaki tüm veliler davet edilmez. Sorun taraflarla beraber ayrıca çözülür. Anne babaların en az bizim kadar, hatta bizden daha fazla yapacak işi olduğunu, her zaman göz önünde bulundurmamız gerekir. Dolayısıyla anne baba akşamlarının her şeyden evvel ilginç olmasını ve çeşitlilik içermesini sağlarız ve tıpkı derslerde olduğu gibi neşeli ve keyifli geçmesini isteriz.

 

Bu “yeni” öğretmen, anne babalara telefon edip öğrencilerin tutum veya davranışlarıyla ilgili şikâyette bulunmaz. “Yeni” öğretmenler geldiğinde, Waldorf velilerinin telefondan korkmaları gerekmez, çünkü sorunları kendi aralarında çözmek, öğretmenlerin mesleğinin bir parçasıdır. Kim bilir yıllardır kaç veli bu sayede Waldorf Okulundan gelebilecek aramalara maruz kalmaktan kurtulmuştur.

 

Evde küçük anne-baba akşamları

Şeffaflık ilkesiyle hareket eden öğretmen, tüm bunların yanı sıra farklı anne babaların evlerinde sürekli özel buluşmalar düzenler. Bu buluşmalara yalnızca isteyenler gelir ve beraberce anne babaları ilgilendiren konularla ilgili (asla öğretmen ders verir gibi olmamalı!) konuşulur. Örneğin: Üçüncü sınıflar saat kaçta ve nasıl uyumalıdır? Bir beşinci sınıf öğrencisine ne kadar cep harçlığı vermek sağlıklı olur? Kıyafet konusunda bir “marka terörü” yaşanmaması için neler yapabiliriz? Evde ve dışarıda medyayla nasıl başa çıkarız? Bir çocuğun ne zaman “kesinlikle” bir akıllı telefonu olmalıdır? Bu tür buluşmalarda sınıf öğretmeni bir otorite olarak karşımıza çıkmadığından, canlandırıcı etkisi olur, günlük hayatta dikkat edilecek noktalar anne babalarla beraber tartışılarak geliştirilir. Sene sonunda yine anne babalarla beraber ve anne babalar için bahçede bir yılsonu partisi düzenleriz. Bu kez pedagojiyle ilgili konuşmayıp, beraberce çalışabilmiş olmanın, çocuklar ve öğrenciler için güzel bir yılı ardımızda bırakmış olmanın keyfini çıkarırız. Bu sayede birbirimizi karşılıklı olarak anlayıp algıladığımız ve birbirimize güvendiğimiz bir çevre oluştururuz. Böylece, bir sorun yaşandığında, gerekeni yapmak için karşılıklı olarak birbirine yardım etmeye hazır kişiler hâline geliriz.

Tabii ki “yeni” öğretmen, günümüzde kullanılan bütün iletişim araçlarına sahiptir. Ancak aynı zamanda okulundan, okul için bağlayıcılığı olan bir “E-Posta Protokolü” ve öğretmen ile anne baba iletişiminde elektronik ortamda nelerin tartışılıp tartışılmayacağını belirleyen bir sosyal medya kullanım protokolü oluşturmasını ister. Bu uygulama, kişiler arası ilişkilerin yol açabileceği dolaylı zararların önüne geçilmesini sağlar. Öğrenciler ve okul hakkında sosyal medyada yer alacak olan bilgilerin kurallı bir anlaşmaya bağlı olması ve düzenli izlenmesi, öğrenciler ve okulun koruma altına alınması için gereklidir.

Ebeveyn çalışması, anne babaları öğretmenin haklı olduğuna ikna etmek anlamına gelmemeli.

Anne babalara uzanan köprüyü kuran merak ve ilginin, her şeyden önce öğretmenin meziyeti olduğunu söylemek, zamanla gereksiz bir hâl alacaktır. Bu köprü kurulmadığı sürece, ne anlayış geliştirilebilir ne de anlayışın sonucu olacak işbirliği sağlanabilir. Şu göz önünde bulundurulmalıdır: Çocuğun, öğrencilerimizin evlerinde ifadesini bulan, “Ben bu anne babayla birlikte olmak istiyorum!” iradesiyle yaşanmakta olan karmik istektir. Bu iradeyi eleştirmek, öğrenciye kuşkuyla yaklaşmak olur. Ürkünç “anne- baba çalışması” sözcüğünün yeni anlamını burada aramalıyız. Anne-baba çalışması, asla onları kendimizin haklı olduğuna ikna etmeye çalışmak anlamına gelmez. Bu sözcüğü kullanmaya devam edeceksek, anne-baba çalışmasını merak ve ilgi köprüsü üzerinden, karşılıklı birer eğitim ortağı olmaya bir davet niteliğinde anlamalıyız. Bu, kaynağını anne babaların çocuklarına olan sevgisinden, öğretmenlerin ise mesleklerine ve onlara emanet edilmiş çocuklara duydukları sevgiden alan bir davet olmalıdır. Anne babaların doğal, bizlerin ise gelişmeye yardımcı eğitimciler olduğumuz mükemmel bir ortaklık!

Her şeye rağmen farklı sebeplerden kaynaklanan uyuşmazlıklar daima yaşanabilir. Anne babaların itiraz etmek istedikleri noktaları açıkça ve kısa bir zaman içinde belirtmeyi “öğrenmeleri” kesinlikle çok önemlidir. Bu açık ifade sağlanmışsa, böyle durumlarda bir görüşme ayarlanır ve bu tür “zorlu” görüşmelerde, anne babalardan konuya dışarıdan bakabilecek ve dinleyecek başka bir meslektaşımızı da görüşmeye dâhil etmek için izin isteriz. Anne babalar da gönül rahatlığıyla görüşmeye bir başkasıyla beraber gelebilirler. Konuşmanın ciddi sonuçları olması hâlinde, bütün katılımcılar tarafından imzalanacak bir tutanak oluşturulur.

Velilerin bir öğretmene kesinlikle güvenmemesi ve şüpheyle yaklaşması durumunda, okul yönetimi öğretmeni olay açıklığa kavuşuncaya kadar “ateş hattından” uzak tutmalıdır. Bu önemli bir meseledir. Böyle bir durumda anne babalar haklı olabilecekleri kadar, haksız da olabilirler. Diğer bir deyişle, peşin hükümlerden kaçınmak ve durumu muhakeme etmek gerekir. Bu durumun öğretmenler arasında da yaşanıp yaşanmadığı ve öğretmenler arasında bu tür durumları çözmek için görevlendirilmiş bir heyetin olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bütün bu sorunlarda önemli olan, ihtiyatlı davranmak ve kısa süre içinde eyleme geçmektir. Yardımcı olacak önemli bir yöntem, Steiner’in “ahlaki hayal gücü” olarak isimlendirdiği yöntemdir. Bu kavram bir problemin çözümünde, daima tüm tarafların farkında olmak, özerk bir ahlak anlayışıyla kendimizi mevcut karşıt tarafların yerine koymak ve esnek bir kavrayış ve algı aracılığıyla çözüm yolları bulmak anlamına gelir. Okullarda bu tür sorunlarla ilgili olarak birçok durum önceden belirlenmiştir. Anlaşmazlıkları belirli bir yöntemle ele almak, işe yarayabileceği gibi, karşıtlıkları derinleştirip çözüm yollarına ket de vurabilir. Dolayısıyla ölçüt daima insancıllık olmalıdır.

Waldorf okullarının pedagojik olduğu kadar toplumsal bir görevi de vardır. Bu görev, okulların toplumsal gerçeklikle ve çevreyle kurduğu ilişkide kendini gösterir. İlk sırada da anne babalarla açık bir ilişki kurulması gelir. Anne babalar bütün eğitim ideallerimiz konusunda bizimle hemfikir olmasalar bile, ancak okul tarafından kabul edildiklerini hissettikleri zaman, birer eğitim ortağı hâline gelirler.

Anne baba ve pedagogların beraber yaptığı çalışmalar, “anne baba çalışması” olarak isimlendirildiğinde, bu durum sorulmamış sorulara verilen cevaplardan, üstü örtülü taleplerden ve dile getirilmemiş sitemlerden oluşan, yıkıcı bir karmaşa hâline gelebilir. Bunun yerine “işbirliği içinde uzlaşma” ifadesini kullansak nasıl olur? Waldorf geleceği işte tam da buna bağlı: Öğrencilerin ve anne babaların kalbine giden yolu bulmaya çalışalım!

(Dresden Eyalet Kongresinde 2014 yılında yapılan bir konuşmanın özetidir)

 

 

* Profesyonel bir süpervizörün bir görüşmeyi yönettiği supervision kavramından türemiştir. Aynı meslekten kişiler somut bir sorun için ortaklaşa çözüm ararlar. Kelime anlamıyla“kişiler arası görüş”

Bunlara da göz atın