Belirsizliğin Armağanı

yazan birgul tastan

Yazan: Georg Hasler

Çeviri: Bereket Uluşahin

Zamanımızın en güçlü ve keskin deneyimi ‘bilmemenin’, belirsizin yarattığı ezici duygu gibi görünüyor. Tamamen karmaşık bir durum karşısında kararsızlık içindeyiz ve bu karanlık durumdan yeni bir uyanışla çıkmaya çalışmalıyız.

Zamanımız bana 11 Eylül 2001’i anımsatıyor. O zaman da yoğun gri toz bulutları yükselip de kuleler çökünceye kadar  gökyüzü bugünkü gibi parlak ve masmaviydi.

Saatler içinde dünyayı bir korku sardı. Sonra o grilik ruhların içine işledi. İlk dayanışmanın ve üç bin ölü için dünya çapında tutulan yasın ardından bir korku, güvensizlik ve kasvet ortalığa yayıldı. Herkes bir terörist olabilirdi ve böylece insanları kontrol altında tutmak için her yol mubah oldu. Özgürlükler feda edildi, sınırlar kapatıldı, korku ortamı yaratıldı, suçlular arandı, savaşlar körüklendi. Bu hiçbir şekilde olayın verdiği zararla oranlanamayacak ölçüde büyük bir bedeldi. Sanki birisi çıkıp ‘kırmızı’ düğmeye basmış gibiydi.

Bir ay düğümü döngüsünün ardından bizim burada, Basel’de, karnaval gecesinin iptal edilmesi benim için tekrar, birinin o ‘düğmeye’ bastığı hissini yaşadığım andı. Bu defa bunun nedeni bir hiddet ya da öç alma duygusu değildi, kimse olabileceklerin sonunda suçlanmak istemiyordu. Tehlikeli bir virüsün yayılma olasılığına karşı bu düğmeye basılmıştı. Böyle durumlarda, mantığı ölüm korkusu karşısında yaşamdan ödün vermeye dayanan arkaik bir karar yürürlüğe konur. Görünmeyen ve katlanarak çoğalan canavar ancak tüm etkinliklerin durdurulmasıyla yatıştırılabilir.

Böylece 2020 yılında neredeyse bütün dünya korkutularak dört duvar arasına kapatıldı ve felç edildi. Çoğunluk kısa sürede buna boyun eğdi. Birçoğu da söz dinlemeyen yaramaz hemşerilerinden yakınmaya yöneldi: ‘Yapılanlar bizi korumak için. Hepimizin sağlığı için. Herkes bu kısıtlamalara uyarsa işe yarar. Uzmanlar ne yaptıklarını bilirler. Şimdi tartışma zamanı değil.’ Bu arada birkaç hafta geçti. Dünya hâlâ narkoz etkisi altında ve uzuvlarımızdaki duygular çok yavaş uyanıyor. Tekrar nasıl bir dünyaya uyanacağız ve bu olanlar nedir?

Eylül 2001 saldırıları önceki dönemi sonlandırmıştı. Binalara yine isabet eden topların ateşlediği roketler değil, yolcu uçaklarıydı. Saldırgan düşman bir ulus değil, kimsenin tanımadığı bir grup insandı. Komutanlar, askeri stratejistler ve gizli servisler çok güçlü silahlı bir mukabelede bulunmak üzere son bir kez düşmanı belirlemeye çalıştılar. Ama endüstri tarihinin son 200 yıla damgasını vurduğu savaş şekli sona ermişti. Düşman ve bir savaş alanı artık yoktu. Her ikisi de dünya toplumunun içine karışıp görünmez olmuştu.

Günümüzde hâlâ savaştan bahsederek, sanki cesur kararlar alıyormuş gibi görünerek kendilerini öne çıkaran devlet başkanları bulunuyor. Ama onların yaptığı sadece, bilgisayar modellemeleri, data ve kuramlara güvenen pandemi-kriz kurullarının söylediklerini tekrarlamaktan ibaret. Gözle göremediğimiz bir virüsün günümüzde neden olduğu sarsıntı, dünyanın yönetimini ve kararların sorumluluğunu data modellemelerine emanet ettiğimiz yeni bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir. En doğru çözüm bundan böyle demokratik kuralları işletmek yerine bilimsel temelde hesaplanarak bulunacaktır. Bu modelleri yapıcı olarak sorgulama yeteneğine sahip çok az insan var. Ve birçoğu da kısa bir süre öncesine kadar hastalık ve ölümlerin sorumluluğunu üstlenmiş olan ‘tanrının’ bundan azat edilmesinden hoşnutlar.

Şimdi. Yukarıdaki satırlar ret ederek, ilgiyle ya da onaylayarak okunmuş olabilir, ama bilmemenin ve belirsizliğin yarattığı bu ezici duyguyu ben hayatımda daha önce hiç bu kadar güçlü ve keskin bir şekilde yaşamadım. Kırmızı düğmeye basıldığını düşünmek bir hata mıydı, bilmiyorum. Benim şu ya da bu şekilde düşünüyor olmam ne kadar gerçekçi, bilmiyorum. Yakın arkadaşlarım da benim yorumuma eleştirel yaklaşırlarsa ne olur, bilmiyorum. Sabırla bekleyecek miyim ya da ileride kendimi eleştirecek miyim, gerçekten bilmiyorum.

İstendiği zaman, hiç olmazsa ilkesel olarak her şeyin kesinlik kazanacağına ilişkin gençliğimin, hatta son yüzyılların dünyasına has temel yaşama duygusu sarsıntıya uğradı. En azından yanlış olandan tersine bir çıkarımla elde edilen bir doğru, bir gerçek vardı. Kesinliğe ulaşmak insanı hem daha yükseltiyor hem de gözlerini açıyordu. Bilgi sayesinde kendimizi aydınlanmış hissediyorduk. Ne kadar çok bilgi toplarsak, o kadar aydınlandığımızı hissediyorduk. Şimdi ise bu bilgiden kaynaklanan güven duygusunun çöküntüsünün ortasında bir belirsizliğin karşısında duruyoruz. Birçok kuram ve gözleme karşın hiçbir anlamlı söylem ya da ölçüm yöntemi yok; bir karşılaştırma yapmak neredeyse olası değil. Görülmeyeni düşünme ve katlanarak çoğalan canavarı yorumlama yeteneğinden yoksun olması nedeniyle insan aklı devre dışı.

Kesinliğe ilişkin edinmiş olduğumuz güvenden kaynaklanan uyanış kısa sürüyor. Çünkü tam da bu güven mevcut sorun karşısında uyanıklığı gereksiz kılıyor. Uykuya dalmak istemeyen, kesinlik arayışındaki insan kendi sorgulamalarının tutsağı oluyor. Belirsizliklerden kaynaklanabilecek bir uyanıklığı sürdürmek ise çok daha zor. Çünkü böyle anlara bilginin ışığı yansımıyor. Karanlıkta yolumuzu bulmak zorundayız ve bu arada ne arayışımızdan vazgeçmeli ne de uykuya dalmalıyız. Belirsizlik içinde var olmaya, bir yeniliğe doğru uyanmaya, uyanıklığını artık dış dünyanın kesinliklerine dayandırmayan, yanız kendi içinde tanımlayan bir bilinçle düşünmeye çalışmak bu dönemin bir armağanıdır. Belki de bu çaresizliğimize çözüm bulma, dikkatimizi dışarıdan içimize çevirme ve oradan da varlığa yönelmek için doğru bir egzersiz olur.

https://dasgoetheanum.com

Bunlara da göz atın