Erken Çocukluk Dönemi-Philipp Gelitz (Erziehungskunst Dergisi)

yazan ESDD

–       ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİ     –

Çocuk yuvasında küçük doğa bilimciler

Philipp Gelitz

Waldorf çocuk yuvasında bir gün içinde ele alınan konulara hayat bilgisi, müzik, Almanca, din bilgisi, spor, matematik ve elbette fizik, kimya ve biyoloji de dâhildir. Ancak bunun için ayrıca doğa bilim eğitimi dersleri yapmamıza gerek yoktur, tersine…

Çocuk yuvasında oyun oynamak, yaşamak ve çalışmak

Waldorf çocuk yuvasında gündelik yaşama bakacak olursak, genelde ev işleri ve el işleri yapmakta olan erişkinlerin çevresinde serbestçe oyunlar oynayan, erişkinlere yardım eden, rüyalara dalan, şarkılar söyleyen ve resimler yapan çocuklar görürüz. Bu faaliyetler, aralarda herkesin bir araya gelerek birlikte hareket ettikleri, bir öykü veya masala kulak kabarttıkları veya yemek yedikleri safhalarla bölünür. Bunu görenler, çağdışı bir saçmalık, geçen yüzyıllardan buraya ışınlanmış diyebilir; yaşama uzak, eğitim düşmanı ve sosyal romantik işler bunlar diyebilir. Peki, Waldorf çocuk yuvalarında aslında doğa bilimsel eğitim mi veriliyor gerçekten? “Bu olmamalı asla, çocukların oyun oynaması gerekiyor”, diye de düşünebiliriz. Ya da  “Elbette, her gün fizik deneyleri yapılıyor” da diyebiliriz.

Biyoloji

Saat sabah 7.30. bir çocuk yuvadaki grubuna gelirken, mevsim masası için bir çiçek getirmiş. Eğitmen seviniyor ve “Teşekkürler, çiçeği hemen bir vazoya koyalım. Çiçek su içmek ister, değil mi” der. Ve gerçekten de 20 dakika sonra çiçek biraz daha kendine gelmiş ve açmıştır ve vazonun içinde artık biraz öncekinden daha dik durmaktadır.

Kimya

Saat 8’i biraz geçti. Artık çocukların çoğu yuvaya geldi. Eğitmen un, tereyağı, süt, su, tuz ve mayayı karıştırıyor ve bazı çocukların da yardımıyla ekmek hamuru yapıyor. Bir iki dakika içinde masa üstündeki malzemeden eser kalmıyor. Hepsi birbirleriyle karışıp birleşmiş ve bir hamura dönüşmüştür. Belirgin biçimde algılanan bir kimyasal dönüşüm süreci yaşanmıştır. Biraz yapışkandır. Biraz daha un katarsak, birazcık daha yoğurursak ve kısa süre beklersek, 30 dakika sonra hamurun yeterince dinlendiğini ve görünür şekilde büyüdüğünü fark ederiz. Küçük bir mucize ve çocuklar bunu her hafta yeniden gözlemleme olanağına sahip.

Fizik

Saat 8.45 oldu. Üç çocuk masanın etrafında oturmuşlar ve bilyelerin ahşaptan dolambaçlı ve eğimli bir yoldan yerçekimine uyarak tahta zemin üstünde nasıl yuvarlanarak aşağıya indiğini izliyor ve işitiyorlar. Bilyelerden biri “kendi yoluna gidiyor” ve masanın üstüne atlıyor, yuvarlanıyor ve masanın kenarına geldiğinde tam bir uçuş parabolü çizerek yere düşüyor. Bu sırada yatay hız aynı kalıyor, ama aşağıya doğru düşey hızlanma 9,81 metre2 //saniye oluyor ve yer çekimine bağlı hızlanma yasasına uyuyor.

Matematik

Saat 9.30 oldu. Bütün çocuklar ortalığın toplanmasına katılıyor. Altı yaşındakiler çabucak işlerini bitiriyor; bütün oyuncaklar kendilerine ait sepetlere ayrılmış ve yerleştirilmiş. Artık kahvaltı masasının hazırlanmasına yardım ediyorlar. Kendi yaptıkları sandviç ekmekler var, bu kez geçen defadan daha kahverengi olmuşlar. Bugün 17 çocuk ve 2 erişkin var sınıfta üç çocuk ise hasta. “19 tabak ve 19 bardağa ihtiyacımız var” diyor eğitmen. İki dakika sonra gruptan bir çocuk, “şimdi 19 bardak koyduk, bir eksiğimiz var” diyor.

Bağlam içinde öğrenmek

Waldorf çocuk yuvalarında doğa bilimlerine ayrılmış bir özel saat olmadığı bir gerçek. Tıpkı yüzme dersi, spor, etik, medya desteği gibi ayrı dersler olmadığı gibi. Ama müze ziyareti veya Almanca kursu var. Öte yandan doğal malzemeden imal edilmiş oyuncaklarla oyun sırasında, parmak oyunları, çember oyunu, bebek oyunları, ekmek yapma, birlikte yemek yeme sırasında ve bahçede taşlar ve ağaç parçalarıyla, toprakla, suyla ve kumla serbest oyun sırasında, dünyada fen bilimleri yoluyla araştırılabilen pek çok gerçekle karşılaşmak mümkündür. Çocukların büyüme, yaşama ve öğrenmesini ısrarla parçalara ayırdığımız bilgi alanları ve çeşitli eğitim alanları, onların yuvadaki yaşantıları sırasında zaten “normal” olarak var. Eğik bir tahta yüzey üzerinden herhangi bir şeyi yuvarlayan veya Lego ya da Duplo yerine ahşap takatukaları üst üste yığmaya çalışan ve onların daima yeniden düşmesini izleyip yeniden üst üste dizmeye çabalayan küçük çocuklara bir bakalım. Bütün bu oyunlar sırasında, herhangi bir eğitim çekmecesine bağlı kalınmadan, her an Ben ile Dünya arasında bir bağlantı, bir bağlam oluşturulmaktadır.  Bu bağlantılar “sıcaktır”, çünkü ekmek pişirme veya bilyelerin yuvarlanmasını izleme sırasında hayat bilgisi, fizik ve din bir bütün oluştururlar. Çocuk, “Dünya iyi” cümlesini içten duyumsar ve kurar. Her şey birbiriyle bağlantı içindedir. Ama tersine erişkin olarak belli bir eğitim anında belli bir öğrenme başarısını hedefliyorsam, deneyim soğumaya başlar, çünkü önceden dünyanın içine girerek orada yaşayarak deneyim edinme değil, tersine fenomenlerin arkasındaki entelektüel kavrama vurgu yapılmış olmaktadır.

Bedensel sağlık ve tutarlı bağlılık

Elbette önce yarım saat ders anlatabiliriz, sonra yarım saat şarkı söyler, sonraki yarım saat spor yapabiliriz, sonra da yarım saat fizik deneyleriyle uğraşırız ve sonra yarım saat biyoloji dersi “veririz”. Bu tür bir yöntem, kendilerini çocukların eğitilmesinden sorumlu hisseden erişkinler tarafından düşünülmüştür. Oysa çocuklar için bu sağlığı tehlikeye düşüren bir abesliktir. Çocukların okul çağına gelmeden önceki yıllarda sadece, içinde dokunma, işitme, görme, koklama ve tatma duyularını geliştirebilecekleri bir yaşam ortamına ihtiyaçları vardır. Bu sırada eğitilirler zaten ve öncelikle de her şeyi birbiriyle bağlantıya soktukları bir doku oluşur. Tek tek duyu alanlarına yalıtılmış şekilde hitap etmek ve sonra akla uygun yansıtmak ve üzerinde konuşmak, bütün bedenin ve beynin biçimlendirilme sürecini zayıflatır.

Çocukların her şeyden önce kendi canlılık ve dirimsel işlevlerini güçlendirebilecekleri bir çevreye ihtiyaçları vardır. Soluk alıp verme, kan dolaşımı, sindirim ve büyüme – oysa biyoloji veya kimya dersinde yalın görüntünün arkasındaki kavramlar aranırsa, bütün bunlar geri plana atılmış olur. Okul çağına gelmeden önce yapılacak her tür açıklamalar, hasta eder, çünkü çocukları, dünyayı algılamaktan ve ona sempatiyle yaklaşmaktan alıkoyar veya koparır. Üstelik çocukları erişkinlerin soğuk kavramlar dünyasına fırlatır. Manyetizma, elektrik ve gıda maddeleri ile deneylerin, sağlıklı bir dolaşım, solunum, sindirim veya motorik gelişimiyle hiçbir ilgisi yoktur. Dünyada var olan şeyler artık tutarlı bir bağlam ve bağlılık içinde bulunmuyorlarsa, bu çocuğa zarar verir. Yeşil bir yaprak, matematiksel simetriler, şarkı söyleme ve yer çekimi elbette yuva çocuklarının oyunlarına dâhildir. Aslında matematik, müzik, fizik ve kimya birbirleriyle büyük ve sıkı ilişkiler içindedir. Ama bunu ancak, dünyaya oyun oynayarak yaklaşan ve kategorize eden düşünce çekmeceleri üzerinden eğitmeye kalkışmayanlar bilir.

Öyleyse ne yapmalı?

Çocuklarla birlikte oyundaki bakkal için “paraları” küçük bir daldan testereyle keserken ritmik bir şekilde davranır ve o sırada şarkı da söylersek, herhangi bir saat planına, üniteye veya “projeye” gerek kalmadan bunun içine her şey girmiş demektir. Küçük çocukların su ve kumla nasıl da yoğun bir biçimde oynadıklarını bir düşünün, bu sırada miktar öğretisi, fizik ve kimya hep bir bütünsel bağlam içinde duyular üzerinden eğitilir; hiçbirinin ayrılmasına gerek yoktur. Erişkinlerin rahatsız edici yorumları olmadan bu tür bir duruma, birincil deneyim kazanma, ilk elden tecrübe edinme denmektedir. Aynı oyunu, fizik projesi adı altında paket ederek anında şimdi ve burada bire bir yaşamak yerine, daima akıl düzlemine çıkmayı ister ve algılananın yanına bir de erişkinler dünyasının kavramlarını eklemeye çalışır. Aksi takdirde çocuklar bunlardan bir şey öğrenemez sanılır. Ancak bu bir yanlış inançtır. Tersine küçük çocuk içerikleri yansıtmadan ne kadar çok doğrudan doğruya olayın içinde yaşayarak dünyayı deneyimlerse, daha sonra okulda dışarıdan mesafe koyarak düşünme, hatırlama ve alıştırma yapma üzerinden okuldaki gelişimini inşa edebileceği deneyim ve yaşantı temeli o ölçüde geniş olur. Çocuğa okul öncesinde dışsal öğrenme ile yaklaşılan yerlerde, duyusal alanların, dirimsel işlevlerin ve tutarlı bağlılıkların birlikte bir ağ oluşturmasına ve bütünsel olarak yaşanmasına ket vurulmuş olur. Akla uygun aşırı yüklenme ve talepler yüzünden çocuklar sürekli zayıflatılmaktadır. Oysa serbest oyun ve erişkinlerin çalışmalarına yardımcı olarak katılma sayesinde, Ben ile Dünya arasındaki bağlantılar ve ilişkiler, tüm yasalarıyla ve düzeniyle geçerli canlı deneyim ve yaşantıya dönüşür, dolayısıyla çocukların gelişimi ve bedenleri, ruhları ve zihinleri güçlendirilmiş olur.

(Yazar Philipp Gelitz, Kassel’daki Bağımsız Waldorf Okulunun Eğitim merkezine bağlı Waldorf Çocuk Yuvasında eğitmen olarak çalışmaktadır ve bir kızı vardır.)

* Yazı, Erziehungskunst dergisinden alınmıştır…

Bunlara da göz atın