İstanbul – Çocukların Nerede Oynuyor?

yazan ESDD

Bu yazı, doçentimiz Almuth Strehlow’un izniyle Tarhan Onur tarafından çevrilmiştir.

İstanbul – Çocukların Nerede Oynuyor?

Almuth Strehlow

 

Nisan 2015’te İstanbul’a seyahatim sırasında yaşadığım üç olay, beni izlenimlerimi kısaca anlatmaya yönlendirdi.

–  Özel Bir Çocuk Yuvasında:

O sabah bir anne-baba toplantısı çerçevesinde, Sınırlar ve Eğitimdeki anlamı ve önemi konusunda bir konuşma yapmak üzere davet aldım. Konuşmamdaki bazı bakış açılarını aşağıda kısaca anlatmak istiyorum.

Sevgi ve şefkat dolu bir ilişkiyle sarmalanan çocuğun, kendini tanıması ve bilmesi için, dışarısı sayesinde kendi içinde yön bulabilmesi için sınırlarını yaşamaya ihtiyacı vardır.  Küçük çocuk sınırları, öncelikle kendi bedeninin yaşantısı, deneyimlenmesi ve tensel dokunuşların uyarması sayesinde öğrenir. Deneyimleme mekânlarını, zamanla kendi başına yürüttüğü hareket gelişimi sayesinde oraya buraya değerek ya da eşyaya vbg. çarparak yavaş yavaş genişletir. Bu sırada daima büyük güvenle ilişki kurduğu kişiden özenli bir onay alabilmek ihtiyacıyla sürekli ince bir iletişim halindedir. Aslında çocuğun bizim sınır belirleyen uyarımıza sadece tehlike varsa, ihtiyacı vardır. Üstelik çocuk, sınırlarını daima daha da genişletmek isteyecektir. Bu nedenle de bizim istikrarlı sınır belirlememize güvenilir biçimde ihtiyaç duyar. Örneğin çocuk bugün annesinin kitaplığını dağıttığında hoşgörüyle karşılanır, ama ertesi gün aynı şeyi yaptığında azar işitirse, o zaman çocuk sınırları aştığında bu tür tutarsızlık karşısında bir anlayış ya da idrak geliştiremez – biz erişkinlerin, tekrar sayesinde çocuğa güven ve emniyet duygusu aktarmamız gerekiyor. Çocukların sınırları zorlaması ve test etmesi gerekiyor, aksi takdirde özgür erişkinler olarak olgunlaşamazlar ve kendi sınırlarını tanıma, bilme ve istikrarla kabul etme yetkinliğine erişemezler.

Ancak sınır koyna asla iktidarını uygulama haline gelmemelidir, tersine çocuğa dünyada yönünü bulabilmesi için yardım sunmalıdır. Utandırma, hakir görme ve mutlak itaat isteme gibi tutumlar, çocuğu bedensel sağlığına kadar zayıflatır ve güçsüzleştirir. Tehditler pedagojik araçlar değildir, oysa sevgi dolu tutarlılık çocuğun büyümesine ve içsel olarak kendine güvenen, bilinçli bir insan olmasına hizmet eder.

Okul öncesi dönemde en önemli şey daima, iyi bir örnek olabilen ve çocuğu anlamaya çalışan erişkindir. Erişkinin, kendi biyografisinden yansıtma yoluyla, hangi motivasyonla bu sınırları çizmek istediğini, bilincinde açıklığa kavuşturmuş olması gerekir.

Duyular Fizyolojisinin bulgularına göre, sürekli olarak duyu uyaranlarına maruz kalıp onlarla başa çıkmak zorunda olan, yani kendilerine sürekli bilişsel hitap edilen çocukların, sakin sakin kendilerini içsel olarak bir arada tutma, merkezini bulma ve kendine gelme çabalarında zorlandıkları ortaya çıkmıştır. Gelişim psikolojisinde, küçük çocuğun önce temel duyuları sükûnet içinde geliştirmesi gerektiği, entelektüel ya da zihinsel bir hitap etmenin anlamlı olabilmesi için önce beynin kendi öz imgesini oluşturma yolundaki zorlu ödevi becermesi gerektiği, tarif edilmektedir. Fazla erken her öğreti çocuktan, öncelikle bedensel gelişimi için ihtiyacı olan yaşam güçlerini sözün tam anlamıyla çalar. Nörofizyolojinin tanımlarına göre, beyin gelişimi ancak diş değişimi ile başlayarak soyut öğrenim içeriklerini işleyebilir – lütfen çocuklara sağlıklı büyüme, gelişme ve olgunlaşma zamanı tanıyalım!

 

Bu kurumdaki ziyaretim sırasında içimde şu sorular oluştu:

– Çocukların duyularının açıklığını ve yaralanabilirliğini aşırı zorlamayan biçimde çocuklara uygun ve yük olmayacak mekânları nasıl oluşturabiliriz?

– Çocuğun sağlıklı gelişim için hangi yaşta nelere ihtiyacı olduğunu anlamamız ve bilmemiz nasıl mümkün olabilir ve beklentilerimizin çocuğun gelişimine engel olmamasını nasıl sağlayabiliriz?

– Başarı baskısının bir gelişim engelleyici olduğunu nasıl anlayabiliriz ve çocuğun süreçler içinde bulunduğunu ve yaşadığını, herhangi bir takım sonuçlar doğurmak zorunda olmadığını nasıl idrak edebiliriz?

 

Güncel öğrenme araştırmalarının elde ettiği sonuçlara göre, çocuk en çok ara verildiğinde öğrenir, kendisinin yönlendirdiği süreçlerde ve uyurken öğrenmektedir. Çocukların serbest ve gözlemlenmeyen biçimde özgürce oynayacağı mekânlar yaratalım ve onlara zaman tanıyalım!

 

 

–  Bir Çocuk Psikoloğunun Muayenehanesinde:

Bir anne-baba toplantısı bağlamında, ‘Serbest oyunun önemi ve anlamı‘ konusunu ele aldık.

 

Bir kaç örnekleme ile çeşitli oyun safhalarını ve çocuğun bu safhalarda kendine özgü temposu dâhilinde hangi gelişim adımlarını atarak kendini geliştirdiğini tarif ettim.

Başlangıçtaki bedeniyle oynama sırasında çocuk, kendi bedenini bir araç, bir enstrüman ya da vasıta olarak tanımaya, öğrenmeye başlar, kendisinin başlı başına özerk bir kişi (per -sonare; – içinden kendi sesini çıkaran varlık anlamında; eski Yunan tiyatrosunda oyuncuların yüzlerine taktıkları ve ağız boşluğundan seslerinin duyulduğu çeşitli maskelere verilen ad, aynı zamanda o maske ile bir role büründüğünden, rol anlamına da geliyor; aslında Etrüsk’çe – phersu “Maske” sözcüğünden geldiği sanılıyor) olarak bu bedene sahip olduğunu deneyimler.  Bedenini sınırlarıyla ve olanaklarıyla tanımaya başlar ve bu süreçler dâhilinde kendi sinir bağlantılarını, beyin yapısını, devinim olanaklarını geliştirir ve bununla aynı zamanda daha sonraki kendi öz imgesinin temelini oluşturur. Kendine güven ve kendi kendinin bilinci, davranabilme, eyleyebilme yeteneği gelişimin bu erken safhalarında oluşmaya başlar. Bir çocuk kendisini kendi bedeni içinde ne kadar emin ve güvende duyumsayabiliyorsa, nesnelerle oynama sırasında işte o ölçüde merak ve ilgiyle dünyaya açılır, var olan nesnelere yönelir ve bu özgür araştırma davranışıyla onların yapısını, dokusunu öğrenmeye çalışır. Bu sırada bedenin içinde organlarını oluşturmakta, geliştirmektedir ve sağlığı dünyayla diyalog halinde güçlenir (Salutogenese). Bu sırada ama çocuğun mümkünse ağzında bir emzik olmamalıdır, zira dünyanın yapısını ve dokusunu bütün duyularıyla tatmak, koklamak, dokunmak istemektedir… Çocuğun hareket gelişimiyle gerçekleştirdiği oyun türleri sayesinde dünyadaki tutarlılığı bulduğu ve içindeki tutarlılığı oluşturduğu, tamamıyla isteklerinde, iradesinde yaşadığı çok önemli bir öğrenme dönemidir bu.  Bu oyun safhası, çocuğun temel olarak kendisinin etkili olduğunu duyumsadığı ve kendinden çıkarak organizasyona geçtiği ve geliştirdiği bir dönemdir.

Umudumuz, önemli olan inatlaşma safhasında isteğin ve iradenin yoğun şekilde karşımıza çıkmasıdır. Çocuk adım adım kendini kendine yurt edinir, kendine sahip çıkmaya başlar ve kendine güvenin başlangıcına erişmiş olur – bunun sağlam olarak gelişmesi için ise, bizim kontrolümüze değil, daima bizim ona güvendiğimizi yaşamaya ihtiyacı vardır.

Bundan sonra genellikle akıcı bir geçişle rol oyunları oynanmaya başlanır. Çocuk kendi bedensel temelini atmış ve çoğu zaman bizim için gizli, saklı kalan düzen yasaları dâhilinde “içten içe baştan sona işlemişse” o zaman artık karşılaşma yeteneğini, duyarlılık becerisini ve sosyal davranışlarını geliştirmeye başlar – üstelik de biz erişkinlerin artık ikide birde müdahale etmemize gerek olmadan. Çocuk, küçük sorunları ve çatışmaları ne kadar sık kendi başına çözüme götürebilme olanağı bulursa, ileride toplumsal yaşamda sonra bu yeteneklerini kullanabilme ve becerilerini uygulayabilmeye o ölçüde iyi hazırlanmış olur. Yabancı olanı, ruhuyla anlama alıştırmaları yapar, çeşitliliği/ayrılıkları empatik olarak sezme ve duyumsamaya çalışır. Böylece, çok çeşitli gündelik durumları sonradan oyununda ele alarak, dünyada ve kendisi için yön bulma yardımcısı olarak kullanır, değerlerin anlamını keşfeder bunlar sonra erişkin olduğunda olgunlaşarak kendi değer yargılarına dönüşürler. Kendi başına özgürce oynadığında çocuk, kendi duygularının alıştırmasını yapar ve aynı zamanda başkalarının duygularını algılamayı öğrenir. Bu dönemde fantezi özel bir rol oynar ve yaratıcı düşünme kabiliyeti için temel oluşturur. Araştırma sonuçlarına göre, gençlik döneminde karşılaşılan saldırganlıklar, mistik fantezi döneminin, içsel capcanlı resimler ve imgeler döneminin nasıl bozulduğunu, nasıl karanlık kandırmacalar, yalanlar ve sahici olmayan şeylerle, yönlendirmelerle doldurulup yozlaştırıldığını göstermektedir.

5 1/2 ile 6 yaş arasında önemli bir safha gözlemleyebiliriz: Can sıkıntısı! Bu dönem, çocukluk gelişiminde son derece önemlidir. Küçük çocuk tamamıyla istek ve iradesinden yola çıkarak oyuna girişebilmişse, rol oyunlarında bütünüyle duygularından yola çıkarak oyun oynamaya uyarılmışsa, o zaman bu canı sıkılma döneminde kendi motivasyonları üstüne bir bakıma kuluçkaya yatar, zira artık kendini isteklendirme hali imgelemede emrine amade olacaktır.  Çocuğu can sıkıntısıyla baş başa bırakabilirsek, o zaman bireysel olarak çocukta mevcut olanlar çiçek açabilir. Sonra aniden bir de bakarız; üç oğlan çocuğu orada oturmuş, ne oynamak istediklerini, kimlerin oynamasına izin vereceklerini, oyunun kurallarını ve bunun için nelere ihtiyaçları olduğunu düşünüp kurgulamaktalar…  Öyle çok düşünür ve kurgularlar ki, sıklıkla oyuna geçmeye zaman kalmaz. Artık imgeleme, düşünme oyunları safhasına uyanmıştır çocuk.

Tam bir insan olarak sağlıklı gelişmek bakımından bu adım çok önemlidir. İsteme- hissetme- düşünmenin artık bir bakıma tersine döndüğünü ve düşünme-duyumsama-iradeye dönüştüğünü görürüz. İlk dönemlerde ve bu sıralar oyun itkisi önceden kesintiye uğratılırsa, o zaman daha sonra ileriki yaşamda bu üç ruhsal niteliği ya da kaliteyi birbiriyle uyum içine sokmak çok zorlaşır. Bu gibi durumlarda örneğin belki doğanın korunması gerektiğini düşünürüm, ama  – tam tersi davranırım – kısa süre kötü bir duyguya kapılırım – ama sonra tüketicisi olduğum şeyle gurur duymaya devam ederim. Oysa özgürce oyun oynamama izin verilmiş olsaydı, kendim ve doğa için, dünyanın bütünü için sorumluluk üstlenmeyi daha başarılı biçimde yaşayabilirim. Ayrıca yine bu oyun dönemde kuralların gerekliliği keşfedilir. Çocuklar bu kurallar üstünde kendiliklerinden ve kendi fikirleriyle pazarlık ederler, bu konuda biz erişkinlerden açık seçik pek az kural alabilirler. Kendi kendilerine keşfettikleri kurallar, yaşamları boyunca canlı ve koşullara uygun olarak kalabilirler ve durumlara uyarlanabilirler. İşte bu zaman böylece, demokrasi yeteneğinin de başlangıcıdır, bir oyunda bazı şeyleri daha iyi bilen “belirleyici” olur, diğer bir oyunda ise bir başkası “reis” olur, zira güzel fikirleri vardır.

Ancak saydığımız bu önemli oyun gelişim safhalarının arkasından gelen kurallı oyun anlamlı olabilir, oysa bizler bu kuralları çocuklara genelde çok erkenden aktarmaya başlıyoruz. Çocuk hareket etmek ZORUNDADIR, oturarak oynanan her oyun, bedensel gelişmeyi frenlemektedir. Çocuk, BEN DEĞİŞİMİN TA KENDİSİYİM anlamını deneyimlemelidir. Ancak o zaman okulda öğrenmeye hazır hale gelebilir.

Bu bağlamda televizyon ya da bilgisayar ekranındaki tüm oyunların ASLA özgür ve serbest olmadığı belirginleşir. – bu konuya daha fazla girmemiz şu an olanaksız ne yazık ki!

 

 

– Bir Okulda Seminerde:

Konuya ilgi duyan pedagoglarla, Doğrulup ayağa kalkma ve yaşamın temeli olarak kendinden yönelimli hareket gelişiminin anlamı – Salutogenese – sağlığın kökeni ve gelişimi ile bağlantıları ve öğrenme güçlükleri  – Waldorf çocuk yuvalarında çember oyununun temelleri konusunu işlemek üzere bir araya geldik.

Başlarken, insanın gelişimi ile hayvanın gelişimi arasındaki farklılıkları ortaya koyduk, insanın kendi bedenini, tüm yetenekleriyle birlikte kendi kendine oluşturması gerektiğini ve bu arada çevrenin, içinde yaşadığı ortamın etkilerine açık olduğunu gördük.

Çocuğun serbestçe hareket etmesine izin verildiğinde refleks motoriği, taklit motoriği, grup motoriği gibi geçirdiği gelişim safhaları süreci sonucu erişkin yaşta artık bireysel hareket etme kabiliyeti kazandığını gördük. Sonra da bedensel gelişim ile ruhsal/tinsel gelişimin bağlantılarını ele aldık.

Küçük çocukluk döneminde her küçük gelişim adımının, nörolojik gelişme, Salutogenese, anatomi ve daha sonraki kendi kendinin bilincinde olma bağlamında anlamı ve önemine baktık – bu sırada her müdahale ya da el atma, arıza ya da rahatsızlığa yol açabilir. Dünya çapında yapılan gözlemlere göre, çocuk bir sonraki gelişim adımını, ancak organizması buna hazır olduğunda atar. Yani, çocuk deneyimlediği hareketlilik sayesinde o zamana kadar yarattığı stabiliteye, sağlamlığa dayanarak, kendisini kendiliğinden ve kendi temposunda doğrultur ve ayağa kalkar. Ben, sürekli kendi üstünde çalışarak kendi duruşu içinde kendi biçimini, siluetini yaratır.

Ayrıca hareket gelişiminin daima bir sarkaç hareketi gibi bilinç gelişimiyle at başı gittiğini harika bir şekilde ayırt edebiliyoruz. Bu bağlamda ete kemiğe bürünme, enkarnasyon düşüncesini izleyerek, ruhsal-tinsel varlığın canlı bedeni kendisi için bir araca, bir vasıtaya dönüştürmesini, biçimlendirişini gördük.

Gözlemlerde ayırdına vardığımıza göre, kaba motorikten yola çıkan her hareket daima daha küçük hareket yetkinliklerine ayrışarak gelişir – büyük uzuv hareketleri, el hareketleri, ağız motoriği ve göz motoriği doğrudan doğruya birbirleriyle bağlantılıdır. İşte bu idrakten sonra çeşitli sayısız öğrenme güçlükleri, davranış güçlükleri için yeni bir anlayış ortaya çıkar; bunlar bizlerin genellikle farkına varmadığımız ama bir çocuğun yaşamındaki gelişim arızaları ve sapmalara işaret ederler. Burada bizi rahatsız eden aslında sıklıkla çocuğun bir dengeleme arayışından ortaya çıkan davranışlarıdır, zira aksi takdirde bizim dünyamızda yerini ve yolunu bulamayacaktır. Böylece örnekleme olarak bazı tekil reflekslere baktık, bunların hareketin kendiliğinden ele geçirilip hâkim olunmaması dolayısıyla uzun süre var olması halinde, çocuğun öğrenme davranışında, yaşamında güçlüklere yol açabileceğini gördük. Sezaryenle doğum, çocukların erkenden bir takım koltuklara, sepetlere vs. oturtulması, yürüteçlere sokulması ve gelişim durumuna ve zamanına uygun olmayan biçimde ele alınması (hemen erkenden ayağa kaldırma, bastırma, yürütmeye çalışma gibi)  türünden pek çok çeşitli çevreye bağlı rahatsızlığa neden olabilecek faktörler de, sağlıklı hareket gelişiminin engellenmesine neden olabilirler – zor doğumlar, ya da hastalığa bağlı faktörler ve stres gibi…

Çocuğun bedenini bir enstrüman olarak yapılandırması için, oyun oynayacağı ve denemelere girişeceği dışsal hareket mekanları yanında, ayrıca çocuğu araştırma davranışlarında engellemeyen, rahatsız etmeyen, tersine çocuğun kendi yeteneklerine güven duyan ve HİÇBİR beklenti baskısı aktarmayan ve uygulamayan erişkinlerin itinalı ve dikkatli ilişkisine ve refakatine ihtiyacı vardır.  Böylece, dışsal doğrulma ile içsel doğrulma arasındaki bağlantıları anlamaya çalıştık

Küçük çocuk taklit eden ve örnek alan bir varlık olduğundan, bize de hareket etmekten sevinç duyan örnekler olarak ihtiyaçları var. Bir türlü doğrulamayan “Kurt-Çocuklar” üzerinde yapılan gözlemlerde bu açıkça görülmüştür. Bizler tarafından uyanık olarak yürütülen, sıkışma ve gevşeme arasındaki sağlıklı dengeye dayanan hareketler sayesinde çocuk kendi hareket akışını bulur.

Bu yoğun çalışma süremizin diğer bir konusu da, böylece Waldorf çocuk yuvalarında hareketli öyküler olarak sözler ve tınılar eşliğinde çocukları harekete yönlendiren çember oyunları oldu. Çember oyununun mevsimlere ya da kutlamalara göre bu dönem dahilinde hareketli öyküler olduğunu söyleyebiliriz ve hareketli bir varlık olan çocuk, bu sayede kendi hareketleriyle taklit ederek, kendi bedenine öğretir. Bu sırada elementleri harekete geçirir, büyümekte olan bir bitkinin doğruluşunu, ruhsal bir jest olarak hayvanların ruhsal çeşitliliklerini, dünyayı değiştiren ya da değerler aktaran eylem halindeki insanı taklit ederek, kendini eğitir. Örneğin hasatla ilgili bir çember oyununda şükran duymakla ilgili küçük bir jesti taklit ettiğinde, bedenini öylesine akort edebilir ki, daha sonraları şükran sözcüğünü artık boş bir kavram olarak işitmez, tersine o duyguyu yeniden hissedebilir.

Hemen tüm kültürlerde çember oyunu, tapınak danslarından türemiştir, sonraları bunlar halk danslarına dönüşmüştür ve insanı, yeryüzü varoluşuyla ve evrenle bağlantıya sokmuştur.

Eğitmenin oluşturduğu çember oyununda birlikte hareket etme sayesinde, çocuk bilişsel algılama ile öğrenmemektedir, zaten antroposofinin ve nörolojinin görüşlerine göre bu henüz onun yaşına uygun değildir. Tersine çocuk bu sırada taklit eden hareketleri sayesinde öğrenmektedir. Böylelikle kendi yeryüzü yaşamında ihtiyacı olan her şeyi bütünüyle bireysel olarak edinebilir, zira taklit etmek, aslında birlikte aynısını yapmak zorunda olmamak demektir!

Öğrenim araştırmaları açısından sanatsal yapılandırılmış çember oyunu sürecine bakarsak, çocuğun içsel olarak dolaylı yoldan öğrendiği pek çok durum tanımlamak olanaklıdır. Çember oyununun mevsimlerin akışıyla ilişkisi içinde çocuk, bir zaman bilinci edinmeye başlar, bu ise daima hareket gelişimiyle bağlantı içinde bulunmaktadır. Şükran, saygı, huşu, cesaret gibi erdemlerin küçük jestleri sayesinde değerleri deneyimler ve yaşama karşı saygı duymayı öğrenir. Örneğin birbiriyle uyumlu anlamlı ilişkiler bağlamında bir hasat çember oyunu sayesinde, doğanın bağlantılarını ve doğa içindeki çalışan insanın görevlerini öğrenerek, böylece kendi içinde doğayı korumanın temelini oluşturabilir – çünkü ben ancak sevdiğim bir şeyi koruyabilirim. Yaşam pratiğine dayanan bağlantılar içinde çocuğun içinde resimler canlanır, çünkü küçük kuzuyu taklit eder hareketlerinde, sonra çember oyunu sırasında kuzu büyür, yünleri kesilir, yıkanır ve iplik haline getirilir – oysa bu birbiri ardı sıra gelişen işlem ve eylemlerin tutarlılığı gündelik yaşamımızda gittikçe daha fazla kaybolmaktadır.

Ritmik tekerleme ve dörtlüklerle, şarkı metinleriyle çocuğun dil anlayışı ve kavrayışı ve dil yeteneği gelişir, zira her sözcüğün içimizde bir hareket şablonuna ihtiyacı vardır. Canlı hareketli resimler sayesinde çocuğun fantezisi ve bununla da ilerideki düşünme yeteneği uyarılmış olur. – Yuva yıllarında hareketli resimleri olan kitapları da unutmayalım.

Şarkılar sayesinde çocuğun işitme becerisi ve müzikalitesi uyarılır, eşzamanlı hareket etme sayesinde buradan ilerideki matematik kavrayışının yeteneksel temeli atılabilir – aynı şekilde uzamda yönler ve büyüklük küçüklük orantılarının yaşanması gerçekleşir: şuna da bak, rap rap rap dev geliyor, sırtlamış gövdesini ağacın, ….   ya da küçük sümüklü böcek, ilerliyor  otların arasında sürünerek.. .

Bu sırada, gittikçe gelişmekte olan duygusal yaşam da çeşitli kutupsallıklar sayesinde zengin uyaranlar alır. Böylece çember oyunu, sıkışma ile gevşeme, heyecan ile açılma arasında gidip gelerek titreşir, hızlı ile yavaş, yüksek ses ile alçak ses veya küçük ile büyük arasında hareket eder…  Bu sırada küçük çocuğun sağlığı da fazla yük olunmadan uyarılmış olur. Tamamıyla kendi temposu içinde çocuk burada da beklenti baskısı olmayan eğitmenin uyarılarını özgürce alır ve kendisini bedeni, ruhu ve tiniyle doğrultabilir – zira her alanda uyaranlarla zenginleşmektedir.

Hareket gelişimi hakkındaki bilgilerle çember oyununun anlamı ve önemi bir araya geldiğinde, sanatsal biçimde çalışan eğitmen o zaman hareketleri gözlemleme becerisi sayesinde çember oyunu içine, çocuğa kendini geliştirmesi için beslenme malzemesi aktaracak bazı uyaranları katabilir. Buradaki en önemli sanat tabii, erişkinlerin gerçekten BEKLENTİLERDEN UZAK davranabilmeleridir.

Böylelikle gözlemlerimiz sırasında farklılıkların ayırdına varabiliriz: Çocuklardan birinin belki daha çok küçük küçük ayrıştırılmış tekil parmak hareketlerine ihtiyacı vardır; iki küçük ağaç dalı arasında iki küçük iskete kuşu ötüyordu…  Öte yandan başka bir çocuğun kendi stabilitesi, sağlamlığı, sakince ayakta ve dengede durmak bakımından güçlükleri olabilir: Şuraya da bak, orada otların ortasında dimdik bir ağaç uzanıyor göklere, her dalında başka bir kuş yuvası, biraz dur rüzgar, sakin ve sessiz ol, yoksa yumurtalar yuvadan düşüp kırılacak… Sakin ol!

Kendi içimizdeki çocuğu uyandırırsak, çocuğa canlı yaşamı içinde armağanlar vermek istersek ve ona mutlaka bir şeyleri hemen öğretmeye kalkışmazsak, en ayrıntılı ve çeşitli fikirlerin zihnimize üşüşeceğine ve yaratıcı olduğumuza tanık olabiliriz. Çocuk yuvasında hiçbir şekilde bir öğrenim hedefi yoktur gözümüzde, tersine bu karşılaşma sırasında yaşayabileceğimiz sevgi ve yaşama sevinci bulunacağını umut ediyoruz.

 

Pek çok hoş ve iyi insanla İstanbul’da beni zenginleştiren günler yaşadım, çok teşekkür ediyorum – ama İstanbul’da çocuk olmak, hiç kolay değil; bu düşünce ruhumda kala kaldı. Bu küçük ama büyük varlıklar, yeryüzüne umutla geliyorlar, ama toprağa neredeyse hiç basamıyorlar, pek ender kendi tempolarına göre hareket edebiliyorlar, çünkü bizler onların o bambaşka bilincini neredeyse hiç anlayamıyoruz.

 

İstanbul’da laleler açmıştı – her bir çiçeğin erişkinlere, çocuklara özgürce oynayabilecekleri yerleri yaratmak için toprağı kazarak yer açmaları yolunda itici güç vermesini diliyorum  – beklentilerden uzak oyun alanları, hareket alanları oluşturmaları gerek. Çocuklar ancak bu sayede bedensel, ruhsal ve tinsel bakımdan doğrulup ayağa kalkacak gücü elde edebilirler.

 

Almuth Strehlow    

Nisan 2015

 

Yazar Hakkında: Eğitmen; sanat terapisi ve psikomotorik eğitimi – Master ötesi eğitimler – erişkin eğitimi ve okul yönetimi. Erken çocukluğun sosyal pedagojik temellerini, yaşanan uygulamalarla her çocuğun deneyimleyeceği bir eğitim sanatına dönüştürmek amacını önemsiyor. Philipp Gelitz ile birlikte ‘Yedi Yaşam Süreci‘ kitabı yazarlarından biri.

 

Bunlara da göz atın