Sağlık

yazan ESDD
Derleyen:Tarhan Onur

Sevinçli yaşantılar, yazgının armağanlarıdır,
Değerleri şimdiki zamanda anlaşılır.
Oysa acılar, idrak kaynaklarıdır,
Anlamlarını ancak gelecekte kavrayabiliriz.
Rudolf Steiner

İnsan ve doğa, gelişim süreçlerini birlikte yaşadılar. Bedeni ve yaşamı duyumsama ile bilincin oluşumu aşamaları, mineral alemden insana kadar olan gelişimin dört büyük gelişim basamağını karakterize eder.

Fizik beden, bitki, hayvan ve insanın cansız, mineral dünyanın elemanlarından oluşan bedenidir. Canlı organizmaların bedeni ölçülebilir, tartılabilir ve kimyasal analizle niceliksel olarak araştırılabilir. Fizik beden, her biçimi uzamsal görünür kılar. Bu fiziksel organizasyon, daima doğumla başlayan canlı gelişim süreçlerinden çıkarak oluşur. Ancak ölümden sonra fizik ve kimyanın yasalarını izleyerek canı, ruhu ve tini olmadan cansız doğanın içinde çözünür gider. Ölümle bedenin katı, sıvı ve gaz halindeki parçalarının bu çözünümü, fizik bedenin yaşamın yasalarına uygun olarak ancak canlılıkla bir arada tutulduğunun en iyi göstergesidir.

Canlılık bedeni, ya da bitkilerin yaşaması için zorunlu olan güneşin ve yıldızların içinde bulunduğu gökyüzüne atıfla eter beden. Beslenme, büyüme ve üreme işlevleri bitki, hayvan ve insanda işte ölümün üstesinden gelen bu gökyüzü enerjilerinin etkisiyle ayakta tutulur. Kalıtım, büyüme, yenilenme, ritmik yinelenen organ işlevleri de bu eter bedenin nitelikleridir. Bu işlevler ritmik bir düzen içinde zamansal olarak sıvıların devinimi halinde akıp gider.

Duyumsama bedeni, hayvan ve insan yalnızca uzamın ve zamanın yasalarına bağlı olmadığından, tersine bir de ruhsal bir içsel yaşamları vardır. Bilincin dışa vurulduğu, ruhsal yaşamın uyarıldığı her yaşam düzleminde, bitkiselden hayvansal metabolizmaya köklü bir değişim dönüşüm gerçekleşir. Bu bünye, işlenerek azalmaya, indirgenmeye, tasfiyeye dayanır. Oysa fizik beden yanında bir de yalnızca eter bedeni olan bitki bünyesi, oluşum, yenilenme, organizasyona dayanmaktadır. Hayvan ve insan ama ruhsal uyarılma yetilerini, hareket yeteneklerini, ritmik özgürleşme yeteneklerini, ses çıkarma yeteneklerini, oksitli indirgeyici metabolizmayı (yanma) olanaklı kılan hava soluk alıp vermeye borçludurlar.

İnsan bilinci, hem duyular üzerinden algılanan bilgileri, hem de düşünme yetisiyle olanaklı tinsel gözlemler yapabilmeyi kapsar. Bu gözlemler tüm kozmosu ve evrenin oluşumunu da ele alabilir. Kısacası içinde yeryüzünün de bulunduğu bütün kozmik düzenlere atıfla Astral beden de denir.

Büyük zıtlıkları içinde barındırabilen duyumsama bedeni, hem fizik bedene ve duyulara bağlı bir “yeryüzünde olma bilinci”, hem de düşünme sayesinde olanaklı bir “kozmik bilinci” bir arada taşır. Bu sayede yaşam süreçlerinin itici güçleri olan ihtiraslar, arzular ve eğilimlerin bilincine vardığımız gibi, aklın ve ahlakın yasaları, sempati ve antipati, yani duygusal yaşamın içsel devinim dinamiği yönlendirici güçlerdir. Sevinç ve acı, haz ve bezginlik de ruhsal yaşamın olgunlaştırıcı güçleridir.

Ben-organizasyonu, insanı mineral, bitki ve hayvandan ayıran niteliktir. Yaşam boyu öğrenme ve özgürce kendi yaşamını belirleme yetisiyle bağlantılı olan  tipik insani kendi kendinin bilincinin taşıyıcısıdır. İnsan, içgüdü ve itkilerine bağlı yaşayan hayvanın ötesine geçerek doğasına belli ölçüde egemen olmayı becermiş ve açığa çıkan bu güçleri bedenindeki ısı organizması üzerinden bireyselleştirerek kişisel dışa vuruma dönüştürmüştür. Böylece insan, ben-organizasyonu sayesinde bütün varoluş düzlemlerine egemen olarak, bedenini de kendi ruhsal-tinsel yaşamının bir aracı ve dışa vurumu haline getirir.

 

Bir insan ne kadar sağlıklıysa, varlığını ve karakterini tüm bu dört varoluş düzleminde gerçekleştirebilme yeteneği o kadar güçlüdür. Hastalık ise, doğa süreçlerinin başat hale geldiği ve bu dört varlık organının (fizik beden, canlılık bedeni, duyumsama bedeni, ben-organizasyonu) yasalarının artık diğerleriyle uyum içinde olmadığı bir durumdur. Bu uyumdaki herhangi bir aksama, sonuç olarak ben-organizasyonunda da bir aksama olduğuna işaret eder, çünkü taşıyıcısı ısı olan entegrasyon süreci bozulmuş demektir.

Demek ki, birlikte yaşanan gelişim süreci dolayısıyla, insan organizmasında da mineral, bitkisel-canlı ve hayvansal-duyumsayan çevrede ayrı ayrı ama hep birlikte bulduğumuz yasalar etkili olur. Bu yasaların, ben-organizasyonu tarafından yaşam boyunca sürekli entegre edilmesi, yani insanileştirilmesi gerekmektedir. İşte beslenme, sindirim ve içselleştirerek dönüştürüp kendine mal etme, insanla doğa arasındaki yakın ilişkileri belirginleştiren süreçlerdir.

Her ne kadar doğum sırasında hepsini unutsa da, kozmik alemlerden belli bir ruhsal-tinsel ön bilgiyle gelen çocuk, atalarının kalıtımsal verileriyle hazırlanmış bir beden içinde dünyaya gelir. Yaşamının ilk yedi yılı boyunca bu verili bedeni, kendisinin dünyaya gelme amacı doğrultusunda işine yarayacak bir hale getirmesi gerekmektedir. Çocuk hastalıkları dediğimiz belli hastalıklar işte, çocuğun sıvılar organizması olan canlılık bedeni üzerinden ateşlenerek, döküntüler çıkararak ailesinden gelen ama onun işine yaramayacak verileri dönüştürmesine olanak tanıyan hastalıklardır.

Bu yazı dizimizde, genel sağlık ve çocuk hastalıkları üzerine b ü t ü n s e l bir dünya görüşü ile antroposofinin ve homeopatinin penceresinden bakarak bazı genel sağlık bilgileri aktaracağız. Hollanda asıllı homeopat Monique Beijer bize belli aralıklarla yardımcı olacak. Burada tavsiyelerde bulunmayacağız, reçeteler vermeyeceğiz, ama bütünsel bir görüşe uygun öneriler getireceğiz. Anne-babanın çocukları hakkında hastalık ya da sağlık durumunda genel tıp kuralları ve koşullarına uygun nasıl davranacakları, aklı selimle kendilerinin karar verebileceği bir konudur. Hasta çocuğa bitki çayı, pansuman, masaj veya şefkat mi gerekli, masal mı anlatmalı, yoksa ilaç mı vermeli; buna çocuğun anne-babası veya hastalığı sırasında ona refakat eden kişi karar verebilir. Dışardan koşulları ve yaşananları bilmeden şöyle böyle yapın demek  o l a n a k s ı z  ve  s a k ı n c a l ı d ı r. Bunların bilincinde olmamız konuları araştırırken daima zihnimizde bir yerlerde ön veri olarak bulunmalıdır.  Sağlık bir denge meselesidir. Bağışıklık sistemi güçlü olan insan kendi bünyesi için geçerli olabilecek bu dengeyi tutturabilir.

Bu bağlamda bir başvuru kitabı olarak Thorwald Dethlefsen ile Rüdiger Dahlke’nin yazdığı ve çevirisi Mozaik Yayınlarından çıkan “Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur” adındaki kitabı salık veriyoruz.

Bunlara da göz atın